Mehmet Kalyoncu: Mimarlıkta Şeffaflık, Doğayla Uyum ve Müziğin Gücü

Mehmet Kalyoncu: Mimarlıkta Şeffaflık, Doğayla Uyum ve Müziğin Gücü
Büyütmek için görsele tıklayın.

Mehmet Kalyoncu, Platin Dergisi’ne verdiği röportajda mimarlık eğitiminden şehircilik anlayışına, yapı sektöründe şeffaflıktan müzikle olan ilişkisine kadar farklı başlıklarda değerlendirmelerde bulundu. Çocukluğundan bu yana mimarlığa ilgi duyduğunu belirten Kalyoncu, iyi mimarlığın yalnızca estetik değil; çevre, insan ve yaşanılan mekan arasındaki ilişki üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Mimarlık Yolculuğu Nasıl Başladı?

Mimarlığa ilgisinin çocukluk yıllarına dayandığını anlatan Mehmet Kalyoncu, lise döneminde Oxford Üniversitesi tarafından düzenlenen bir yaz okuluna katılarak Rönesans mimarisi üzerine akademik çalışmalar yaptığını belirtiyor. Daha sonra Yıldız Teknik Üniversitesi’nde mimarlık eğitimine başlayan Kalyoncu, ilk yılın ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’ne geçti.

Ailesinin inşaat sektöründeki geçmişinin de meslek tercihinde etkili olduğunu ifade eden Kalyoncu, inşaatın özünde “mekan üretmek” olduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle yapı sektörünün doğru denetim mekanizmalarıyla, nitelikli ve yetkin kişiler tarafından yürütülmesinin önem taşıdığını düşünüyor.

Yapı Sektöründe Şeffaflık ve Dijitalleşme

Kalyoncu’nun röportajda dikkat çektiği konulardan biri de yapı ruhsatı ve denetim süreçleri. Sektörde daha şeffaf, adil ve bilimsel bir sistem kurulması gerektiğini savunan Kalyoncu, ruhsat süreçlerinin dijital ortama taşınabileceği bir model öneriyor.

Mimar, müteahhit, geliştirici firma ve belediyenin aynı dijital platform üzerinde süreci takip edebilmesinin şeffaflığı artırabileceğini belirten Kalyoncu, yapılan değişikliklerin ve geçmişe dönük işlemlerin herkes tarafından görülebileceği bir altyapının toplumsal güven açısından da önemli olduğunu ifade ediyor.

“En Az Yapılan Mimarlığın İyi Mimarlık Olduğunu Düşünüyorum”

Mehmet Kalyoncu’nun mimari yaklaşımının merkezinde ise doğayla uyum bulunuyor. Kendi mimarlık üslubunu anlatırken “En az yapılan mimarlığın iyi mimarlık olduğunu düşünüyorum” diyen Kalyoncu, özgürce yapılan ancak bulunduğu çevrenin özelliklerini dikkate alan bir mimari anlayışı savunuyor.

Bir yapının bulunduğu bölgenin iklimini, topoğrafyasını, havasını ve çevresindeki unsurları doğru okuyarak şekillenmesi gerektiğini belirtiyor. Ona göre iyi bir mekan yalnızca göze hitap etmemeli; insanda doğru bir his bırakmalı ve kişinin bulunduğu mekanla bütünleşebilmesine imkan sağlamalı.

Mehmet Kalyoncu’nun Müzik ve Piyano Tutkusu

Röportajın bir diğer bölümünde Kalyoncu’nun uzun yıllardır devam eden müzik ilgisi öne çıkıyor. Yaklaşık 10 yaşından bu yana piyano çalan Kalyoncu, müzik eğitimine çocukluk yıllarında başladığını ve zaman içerisinde beste yapmaya yöneldiğini anlatıyor.

Piyanonun farklı müzik türlerini çalmaya imkan sağlayan özgür bir enstrüman olduğunu ifade eden Kalyoncu, yoğun iş hayatı nedeniyle son dönemde piyano çalmaktan çok beste çalışmalarına odaklandığını belirtiyor.

Bestelerinde ortak duyguları yakalamaya çalıştığını söyleyen Kalyoncu, “Bestelerimde daha çok duygu üzerine gitmeye odaklıyım. Sonra da o duygunun bende uyandırdığı kavramlara dönüyorum” sözleriyle müzikle kurduğu ilişkiyi anlatıyor.

İlerleyen dönemde bestelerini bir albümde bir araya getirmeyi de istediğini belirten Mehmet Kalyoncu’nun yaklaşımında mimarlık ve müzik ortak bir noktada buluşuyor: insanda bir duygu ve anlam oluşturmak.